Stefan Zweig – Bir Kadının Yaşamından 24 saat

Stefan Zweig – Bir Kadının Yaşamından 24 Saat

Öykümüz 1900’lerin başında Fransız Riviera’sının küçük bir pansiyonunda başlıyor. Çok sıradan günlerin birbirini kovaladığı sıralarda pansiyona yakışıklı bir adamın gelmesiyle olaylar bambaşka bir hal alıyor. Yakışıklı; Fransız giyimi, kuşamı ve sergilediği tavır ile herkesin ilgisini üzerine topluyor ve kısa sürede çevredekilerle yakınlık kuruyor. Lyon’lu zengin bir iş adamının eşi ve iki çocuk annesi olan Bayan Henriette de aynı sıralarda otelde kalıyor. Bir sabah uyandıklarında Henriette’nin eşi ortalığı ayağa kaldırıyor ve karısının ortalıkta olmadığını söylüyor. Bütün olay, her yeri aradıktan sonra bulunan bir mektupla açıklığa kavuşuyor.

Genç Fransız ile kaçan Henriette yeni bir yaşama yelken açıyor. Bu sırada pansiyonda bulunanlar ise kadının arkasından söylemediklerini bırakmıyorlar. Bir başka adam da insanların tutkularına yenik düşebileceğini ve kocasının yanında kalırken başkasıyla olmanın çok daha yanlış olduğunu söylüyor. Bu sözler pansiyonda kalan yaşlı bir kadın olan Mrs. C’nin dikkatini çekiyor ve bu adamla konuşmaya, ona içini dökmeye karar veriyor. Adamı odasına davet ederek, geçmişte yaşadığı ve bir ömre bedel olan yirmi dört saatini anlatmak istiyor.

Yıllarca büyük bir utancın ve pişmanlığın yükünü omuzlarında taşıyan Mrs. C, dünyada kendisini anlayabilecek tek insanın bu adam olduğunu düşünüyor. Geçmişte yaşadığı o olaydan sonra, sanki yaşamaya devam edememiş ve bu olayın acısını üzerinden atamamış gibi hissediyor. Ve öykümüz Mrs. C’nin hikayesiyle başlıyor… Yazar kadının duygularını öyle iyi yansıtıyor ki Mrs. C’nin yaşadıklarının neden ömre bedel olabileceğini anlıyoruz. Zweig bize erkek gözüyle; bir kadının tutkularını, yenilişini ve belki de çaresizliğini soluksuz okuyabileceğimiz bir kitap sunuyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir