Ay’da Yaşamak Mümkün Mü?

NASA yetkilileri yakın bir gelecekte Ay’da yaşamak için üstünde sürdürülebilir yaşamın olduğu bir Ay üssü kurabileceklerini düşünüyorlar. Peki ya bunca zaman sonra Ay maceramıza neden geri dönüyoruz ve orada nasıl hayatta kalacağız?

Bundan yıllar önce Popular Mechanics dergisinde, bilim kurgu alanında gerçek bir efsane olan Isaac Asimov’un kaleminden çıkan ve gökyüzündeki görkemli uydumuzdaki geleceğimizi değerlendiren bir yazı yayınlanmıştı. Bu yazıda öngörülenler Amerikan başkanı Trump’ın son aldığı kararlar ile Ay madenciliği üzerine çalışmalar yapan şirketlerin önünü açmasıyla daha gerçekçi gelmeye başladı.

Isaac Asimov’un 20. Yüzyılın sonlarında yazdığı yazıyı Türkçe’ye çevirirsek;

Mutlak sessizlik…

Ay’ın güney kutbunda yaşlı bir kraterin içindeki karanlıkta duran Lunarian, hissettiği sessizliğin; karakteristik, sakinleştirici ve korkutucu olduğunu düşündü. Aslında tabi ki gerçek bir Lunaryalı değildi. Diğerleri gibi o da Dünya’dan gelmişti. 90 günlük ay macerası sona erdiğinde yerküreye geri dönecek ve buradakinden çok daha yüksek yer çekimine alışmaya çalışacaktı.

Gözünün önünde uzanıp giden hiçbir yerde ne bir hareket, ne de bir canlı sesi vardı.  Kraterin bir kısmı yoğun bir karanlığın içindeyken, diğer bir kısım da kalıcı bir aydınlanma halindeydi.  Lunarian Güneş ışığıyla aydınlanan tarafa baktığında, ışığa duyarlı camı çabucak karardı.

Lunarian Fikri: 2028 yılında Ay insanlığın ikinci evi oluyor…

Karanlık ve aydınlığın asırlardır birbirini kovaladığı o ince çizgi, 4 haftalık döngüde Lurian’a doğru yaklaştı ve yine ondan uzaklaştı. Çizgi ne durduğu noktaya tam olarak ulaşabiliyor ne de gözden kaybolacak kadar uzaklaşabiliyordu. Ne zaman yanlışlıkla Güneş’e doğru baksa, camının ön yüzeyi kararıyordu. Belirli aralıklarla uzaktaki mavi gezegeni kısmen görebiliyordu. Dünyayı düşünmemeye çalıştı. Yoksa kalbi bu düşünceyle eriyip gidecekti.

Bu düşüncelerden kendini çekip çıkardı. Şimdilik Ay’daydı ve Güneş ışığının yarattığı parlak çizgiyi takip ediyordu. Hiç bitmeyen Güneş enerjisinin, ayaklarının altında uzanıp giden yerleşkeye enerji verdiğini biliyordu. Yine de bu gücün kullanımı şimdilik oldukça sınırlıydı. Henüz düzinelerce insan burada buluşmuştu ve yakında bu sayılar yüzlerce olabilirdi. Burada bitki çalışmaları için deneysel bir çiftlik, Ay toprağını incelemek için bir kimyasal laboratuvar ve farklı cevherlerden yükte hafif pahada ağır elementleri pişirmek için bir fırın vardı.

Ayda yaşamak için hizmet veren tek Ay üssü değildi. Ekvator yakınlarında Ay toprağını inşaat malzemesi olarak kullanmak için uzaya fırlatan çok daha büyük bir üs bulunuyordu. Ay’ın karanlık yüzünde ise Dünya’dan gelen radyo sinyallerinin etkisinden kurtarılmış, büyük bir radyo teleskopunun tamamlandığı bir üs daha vardı. Bu evreni çok daha iyi incelememizi sağlayan oldukça özel bir teleskoptu.”

Lurian Düşüncesi Bize Eşsiz Bir Hikaye Sunuyor

Yine de şimdilik Ay’ı  1969-1972 tarihleri arasında sadece 6 kez ziyaret ettik ve 12 astronot ay yüzeyinde bulundu. Bunlar sadece bir ziyaretti. Geldik, gördük ve geri döndük… Böylece insanlığın Ay’da geçirmiş olduğu toplam zaman iki haftadan az bir süreye ulaşmış oldu.

Yine de uzayda hayatta kalma yeteneklerimiz gün geçtikçe gelişiyor ve Ay’a tekrar döndüğümüzde hedefimiz yerleşmek olacak. Öyle ki gelecekte bir gün insanların Ay’da bulunmadığı bir an olmayacak.

NASA halihazırda Ay üslerini planları yapmakla meşgul. Son yıllarda aralarında; mühendisler, bilim adamları, akademisyenler ve sanayicilerin bulunduğu büyük bir grup Ay’da yaşam maceramızda nelerle karşılaşabileceğimizi tartışmak üzere bir araya geldiler.

Hava ve suyun bulunmadığı Ay, insan yaşamı için pek elverişli bir bölge sayılmaz. Peki ya neden oraya gitmek ve yerleşmek istiyoruz? Bu sorunun cevabı türlü imkansızlıklarla dolu olsa da Ay’ın geçmişimize dair birçok şey saklamasıdır. Nereden geldik ve nereye gidiyoruz? Üzerinde canlı yaşamının bulunmadığı ve birçok açıdan biyolojik bir buzdolabını andıran Ay; bize gezegenimizden çok daha fazla şey sunabilir.

Bu bilgiye şimdiye kadar el değmemiş bir şekilde ulaşamadık. Bunun sebebi uyduyu ziyaret eden astronotların Ay’dan topladıkları kayaların, Dünyaya girdiği an kirlenmesidir. Buna engel olamıyoruz çünkü mikroorganizmalarla çevrili bir gezegende yaşıyoruz. Ve daha doğru sonuçlara ulaşmak için bu gözlemleri Ay yüzeyine kurduğumuz araştırma laboratuvarları ile değerlendirmemiz gerekiyor.

Peki ya Ay’da Hayatta Kalmak için Ne Gerekiyor?

Güneş enerjisinden ısı ve ışık elde eden paneller ve ay üssünden oldukça uzağa kurulacak küçük çaplı nükleer santraller başlangıçta üssün enerji ihtiyaçlarını karşılamak ve Ay’da uzun süreli yaşamak için yeterli olacaktır. Bu enerji ile ilk başlarda üste yaşayan insanların ihtiyaçları karşılanacak daha sonra da geniş bilim ve sanayi faaliyetleri, astronomik gözlemler ve hatta Ay madenciliği desteklenecektir.

Güneş enerjisi ile çalışan yüzey araçları, yakın taşıma ve kargo araçları astronotlara hareket imkanı sağlayacaktır. Dikey fırlatılabilen roketli araçlar da bölgeyi haritalama ve daha uzak keşiflere olanak sağlayacaktır. Bazı görevler de yeni nesil robotlar tarafından gerçekleştirilecek, böylece daha az riskle daha çok iş yapılabilecektir.

Bilim insanlarının görüşüne göre Ay’da ilk yerleşimler gerçekleştikten sonra biyolojik, jeokimyasal ve fiziksel araştırmalar için insan yaşamına uygun konutlar ve laboratuvarlar inşa edilecektir. Ayrıca oksijeni işlemek için üretilmiş üniteler sayesinde seramik ve metalürjik malzemeler elde edilebilecektir.

Gözlem evleri, uzay laboratuvarları, araştırma tesisleri gibi yapıları inşa etmek için, tahmin edebileceğiniz gibi farklı yöntemlere ihtiyacımız var. Öncelikle Ay üzerindeki maddeleri verimli kullanmayı öğrenmeliyiz. Bunun asıl sebebi, tüm malzemeyi dünyadan götürmenin hem çok pahalı olması hem de dünya kaynaklarının bize dünyada da çok gerekli olmasıdır.

Ay’da yaşamak için üs inşa etmenin ve kendine yetebilen platformlar kurmanın bir avantajı da, uzay teknolojisi üretimi Ay’a taşındığında uzun vadede çok daha ucuza mal olacak olmasıdır. Bunun sebebi Ay’da yer çekimi yerküreden çok daha düşük olduğu için uzay araçlarını uzaya çıkarmak için gereken enerjinin de çok düşük olmasıdır.

Güvenlik endişesi yaşamadan nükleer santraller inşa etmek, atmosfer kaybı olmayan güneş panellerinden faydalanmak mükemmel olmaz mıydı?

İnsanlığın enerji konusunda önüne geçen en büyük engelin güvenlik olduğunu biliyoruz. Deprem gibi doğal afetler yada beklenmedik problemler bugün nükleer santrallerden korkmamıza neden oluyor. Peki ya uzun bir süre önce çekirdeği sönmüş, tektonik hareketlerin gözlenmediği ve geniş insan topluluklarının yaşamadığı uydumuzda elde edebileceğimiz avantajlar mükemmel olurdu. Ayrıca Ay yüzeyine kuracağımız Güneş panelleri, uydunun ışınları engelleyen bir atmosferi olmadığı için çok daha verimli çalışırdı.

Bu enerji elde etme yöntemlerinin üzerinde hangi amaçla bu kadar durduğumuzu merak ediyor olmalısınız. Tabi ki bu amaçların başında Ay’ın uzay gözlemleri için mükemmel bir platform olması geliyor. Dünyamız radyo dalgalarıyla sarıp sarmalanmış durumda, ayrıca Ay’a kıyasla çok hızlı hareket ediyor. Tüm bunlara Ay’da bulunmayıp Dünya’da bulunan atmosfer de eklendiğinde Ay, gözlem konusunda gezegenimizden onlarca adım öne geçmeyi başarıyor. Bu da hem kendi galaksimizi hem de komşu galaksileri en ince ayrıntısına kadar inceleyebileceğimiz anlamına geliyor.

Tüm bunlara ek olarak, Dünya’da güvenli bir şekilde yapamadığımız genetik deneyler gerçekleştirebilir, yeni yaşam formları tasarlayabiliriz. Ay’da ürettiğimiz enerjiyi ise hem farklı uzay yapılarına hem de dünyaya aktarabiliriz.

Sonuç: Kendi Kendine Yetebilen Bir Ay Yerleşimi Mümkün

Tün bu bahsettiğimiz şeylerin vardığı nokta, Ay’da kalıcı bir üs kurmanın ne kadar sancılı bir süreç olsa da uzun vadede mümkün olduğudur. Peki Ay’da yaşamak ne zaman insanoğlu için sıradan bir durum haline gelecek? Bu konu hakkında kesin bir şey söyleyemeyiz. Bunun sebebi ne yazık bu  tür şeylerin sadece teknolojik yeteneğe bağlı olmamasıdır. Her şey hazır olsa bile öngörülemeyen ekonomik ve politik faktörler hedeflerimizin önüne geçebilir.

Diğer yandan, politikacılar insanlığın gelişiminden çok kendi çıkarları için hareket ederlerse ve insanlık enerjisini uzay çalışmaları yerine gezegeni askeri bir arenaya dönüştürmeye harcarsa Ay’da yaşamak üzerine hedeflerimiz uzun yıllar gerçekleşmeyebilir. Yine de iyimser bakıyor ve bu hayalimizin yakın gelecekte gerçek olacağını umuyoruz…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir